Son Moda Saçmalar: Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları. Alan Sokal ve Jan Bricmont. İletişim Yayınları, 2002. Çeviri: Memet Baydur ve Ongun Onaran. 312 s.
Alan Sokal, sosyal bilimcilerin iyi tanıdıkları bir fizikçi. Ününü, "Social Text Vakası" diye anılan bir şakasına borçlu: 1996'da, Duke Üniversitesi'nin Social Text dergisine bir makale gönderdi Sokal; bu yazı, matematik ve fizikteki “son” gelişmelerin (görelilik kuramı, kuantum fiziği, Eukleides-dışı geometriler, kaos teorisi vd.) onları postmodern teorinin çıkarımlarına yaklaştırdığını, bu yakınlaşma sayesinde disiplinlerarası sınırların aşılmasının, bilimlerin özgürleşmesi için hayırlı olacağını söylüyordu; makale, ilk bakışta ciddi gibi görünse de, biraz fizik ya da matematik bilen birinin dikkatlice okuyunca kolaylıkla görebileceği saçmalıklarla doluydu.
Social Text, "Bilim Savaşları" özel sayısında yazıyı yayımladı; hemen ardından Sokal başka bir dergide şakayı ifşa etti, kıyamet koptu. Postmodernizm yanlıları ve karşıtları kılıçlarını çektiler: Sokal'ın akademik bir dergiyi aldatarak akademi için gerekli güven ortamını zedelediğini, dalga geçtiğini sansa da aslında doğruları yazmış olduğunu, solculuğuyla çok gurur duyan Sokal'ın postmodern sola saldırarak delikanlılığa halel düşürdüğünü, zaten şakasıyla derginin editöryel sürecindeki sakatlıktan başka bir şeyi ispatlamadığını düşünenler; postmodernizmin foyasının ortaya çıktığını, bütün bunların saçma ve anlamsız olduğunun ispatlandığını söyleyip kıs kıs (veya kahkahayla) gülenler oldu; tartışma genişledi, düzey zaman zaman ürkütücü derecede düştü. Sokal ise, bilimin sol ve muhalif bir gündemde işe yarayabilmesi için öncelikle dürüst ve anlaşılır olması gerektiğini söylüyordu. Bu konuda tarafların yazdıkları sonradan The Sokal Hoax adlı kitapta derlendi.
Makale, Türkiye’de, Cogito'nun 26. sayısında, derginin kapak konusuna uygun bir sunumla yayımlandı; ardından, Ergin Yıldızoğlu 5 Aralık 2001’de Cumhuriyet'e yazdığı makalesinde bu vakadan söz etti, yalnız, "postmodern" yerine kullandığı "PoMo" kısaltmasını "pomo" diye yazınca, dizgicilerin bunu nasıl okuyacaklarını bilememişti; yazısı, konuya çok yakışan bir dizgi hatasıyla basılıverdi: “Amerika’nın en iddialı ‘porno’ dergilerinden birinde kolaylıkla bastırmayı başararak…”
Şimdi de, Alan Sokal ve Jean Bricmont’un bu olayın ilhamıyla yazdıkları Son Moda Saçmalar kitabı Türkçede yayımlandı. Kitap, her ne kadar “Sokal Vakası”nın kitabı olarak sunulsa ve eklerinde meşhur makaleyi ve çözümlenmesini içerse de, kitabın asıl vurgusu tartışmanın ateşi içinde ikinci planda kalan akademik samimiyetsizlik sorunu üzerinde: Samimiyetsizlikten kasıt, Sokal’ın makalesini tıka basa doldurduğu, çağdaş düşüncenin önemli isimlerinden ve Social Text’in editörlerinden yapılmış alıntıların, saçmalıkta Sokal'ın ürettiklerinden aşağı kalmıyor olması. Yazarların göstermek istediği asıl tehlike burada: bu düşünürler, sık sık bilimsel kavramlara başvuruyorlar, ama kullanımlarının çoğu yanlış ya da anlamsız. Terminolojinin yarattığı bilimsellik ve teknik yoğunluk kisvesinin arkasına saklanmış metinler yazılıyor, bunlarda bir derinlik olduğu varsayılıyor; böylece, sosyal bilimler, içeriğin önemli olmadığı, doğru isimlerden yapılan alıntılarla doldurulduğu sürece her metnin geçerli olduğu, samimiyetsiz ve anti-entellektüelizme malzeme veren bir söylemle kuşatılıyor.
Kitabın gövdesi, işte bu yanlış kullanımları örnekleyen alıntılardan ve Sokal ile Bricmont’un bilimsel açısından yanlışın niteliğini gösteren açıklamalarından oluşuyor. Lacan, Kristeva, Irigaray, Latour, Baudrillard, Deleuze-Guattari ve Virilio'ya birer bölüm ayırıp, yapıtlarından örnekler seçmişler; ayrıca, Gödel teoreminin ve kaos kuramının muhtelif aydınlar tarafından kötüye kullanılmasına birer bölüm açmışlar. Kendi görüşlerini kitabın "ara" bölümlerinde sunuyorlar: postmodernizmin bilim hakkındaki eleştirilerini kabul ediyorlar etmesine; ama eleştirilerin işaret ettiği sorunların çözümünün laf salatasıyla, hiçbir şeyin ciddiye alınamayacağı bir relativizm yoluyla değil, "rasyonalist ama dogmatik olmayan, bilimsel düşünen ama bilimcilik yapmayan (…) bir kültür" ile aranacağını umuyorlar.
Kısaca, kitap arı kovanına çomak sokmaya devam etmiş. Gelen ve gelecek tepkileri tahmin edersiniz: Örneğin, Sokal ve Bricmont’un rasyonalizme ve aydınlanmacı geleneğe bağlılıkları alkışlanabilir veya yerin dibine batırılabilir; sosyal bilimcilerin doğa bilimlerinden ödünç aldıkları kavramların metaforik düzeyde okunması gerektiği, yazarların zaten boşa mesai yaptıkları söylenebilir; giderek, saçmalamanın da geçerli ve anlamlı bir bilim üretme stratejisi olduğu iddia edilebilir. Tabii, matematikle, fizikle arası iyi olanlardan, bütün bunları boşverip, kitabı müthiş bir mizah eseri olarak okuyacaklar da çıkacaktır!
Sonuç olarak, kendinizi hangi kampta görürseniz görün, bence, postmodernizmi yan gözle bile olsa takip edenler için vazgeçilmez bir kitap bu; burada işaret edilen sorunlarla serinkanlılıkla yüzleşmek şart. Zaten biliyorsunuz, bizde de kaos teorisi ve kuantum fiziğinden çıkarılacak siyasal ve toplumsal sonuçlar sık sık gündeme geliyor artık.
(Armağan Ekici, Temmuz 2002 / Akşam'lık)

(Behiç Ak, Cumhuriyet, 13/7/2002)